aryadenetim@gmail.com
İstanbul Turkey
(0216) 505 99 96

TÜRKİYE FİNANSAL RAPORLAMA STANDARTLARI VE VERGİ USUL KANUNU DEĞERLEME

TÜRKİYE FİNANSAL RAPORLAMA STANDARTLARI VE VERGİ USUL KANUNU DEĞERLEME ÖLÇÜMLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

1.GİRİŞ

Değerlemenin mikro ve makro ekonomik tüm olaylar içerisinde gerçek ve tüzel kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerinde, bu ilişkilerde ortak bir ölçüye ihtiyaç duyulması sonucu hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır.

Ekonomik ilişkilerin ve giderek sosyal ilişkilerin temelinde mal ve hizmet talep edip, üretmek, tüketmek, tüketiciye ulaştırmak yattığına göre bütün bunların günümüz para ekonomisinde ortak değer olarak para ile ifade edilmesi gereklidir.

Değerleme kendisine satın alma gücü belirlenecek madde veya hizmetin önce belirlenmesi (envanter), daha sonra para ile ifade edilmesidir.

Değerleme muhasebede önemli bir süreçtir. Muhasebe bilimi açısından değerleme, bir işletmenin finansal tablo unsurlarının değerini belirleme işlemidir. Finansal tablo unsurlarının belli bir tarihteki değerini tespit etmek amacıyla farklı değerleme yöntemleri kullanılır. TMS, finansal raporlama sistemine önemli değişiklikler getirmektedir. Bu süreçte, TMS ve VUK uyarınca varlık ve borçların değerleme esasları ve bunlar arasındaki benzerlik ve farklılıkların işletmeler tarafından bilinmesi gerekmektedir. TMS açısından varlık ve yükümlülükleri değerleme ölçüleri esas itibariyle; tarihi maliyet, cari maliyet, gerçekleşebilir değer ve bugünkü değerden oluşmaktadır. VUK değerleme hükümleri bilanço kalemlerinin bütününü aktif ve pasifiyle değerlenmeye tabi tutan ve sistematiğe dayanan bir yaklaşımdır.

Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 64 ve 88’inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken Türkiye Muhasebe Standartlarına Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına ve kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu kapsamda her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle malvarlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartlarına ve Türk Ticaret Kanunu’nun 88’inci madde hükümlerine göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. Bu çalışmada Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Vergi Usul Kanunu değerleme yaklaşımı ile ele alınmıştır. VUK değerleme hükümleri bilanço kalemlerinin bütününü aktif ve pasifiyle değerlenmeye tabi tutan ve sistematiğe dayanan bir yaklaşımdır.

İşletmeler faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için gerek yabancı kaynaklarla gerekse özkaynaklarla finans ettiği dönen ve duran varlıklara ihtiyaç duyarlar. Varlıklar muhasebenin raporlama fonksiyonun gereği olarak bilançoda yer almakta olup zaman içerisinde değerlerinde değişmeler olmaktadır. Bu durumda gerçeğe uygun sunum için değerinde değişmeler olan varlıkların, finansal tablolarda yer alan tutarlarında güncelleme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

Değerlemenin konusu, varlıkların ve kaynakların ilk kez muhasebeleştirilmelerinde ve izleyen dönemlerde finansal tablolarda gösterilmesinde esas alınacak parasal değerin belirlenmesidir. Değerlemenin amacı ise, işletmenin finansal durumu ve buna bağlı olarak faaliyet sonuçlarını gerçeğe en yakın bir şekilde tespit etmektir

Yeterli ve güvenilir finansal bilgi akışı ise muhasebede kayıt ve değerleme esaslarının güvenilirliği ve doğruluğuna bağlıdır. Çünkü, değerleme işletmelerin finansal durumlarını ve faaliyet sonuçlarını etkilemekte ve kullanılan değerleme esasına göre de farklı büyüklükte kar/zarara ulaşılabilmektedir.

  1. DEĞERLEME KAVRAMI

Değerleme, muhasebe biliminin en önemli ve karmaşık konularından biridir. Değerleme, belirli bir tarihte ölçme, sayma veya tartma yoluyla (envanter) elde edilen miktarların, birim değer ile çarpılması sonucu işletmenin varlığını meydana getiren varlık ve kaynak kalemlerin değerinin, para birimi ile ifade edilmesi yani değerlenmesidir Başka bir ifade ile değerleme, bir işletmenin finansal tablo unsurlarının değerini belirleme işlemidir. Değerleme esasları ve buna ilişkin ölçüler, işletmenin finansal görünümünü ve faaliyet sonuçlarını önemli ölçüde etkilemektedir. Finansal tablolarda yer alan bilgilerin finansal bilgi kullanıcılarının ihtiyacını karşılaması doğrudan değerleme süreci ile ilişkilidir. Bu nedenle tarihi süreç içinde değerleme esaslarındaki eğilimler finansal bilgi kullanıcılarının taleplerindeki değişimlere göre farklılık göstermiştir.  Son yıllarda yaşanan teknolojik ve ekonomik gelişmeler, küreselleşme olgusu finansal bilgi kullanıcılarının ihtiyaçlarının farklılaşmasına yol açmıştır.

Varlık ve kaynakların değerlerinin, uygun değerleme ölçüsünün seçilmesi ile gerçeğe en yakın bir şekilde belirlenmesini sağlar. Varlık ve kaynakların yanlış değerleme ölçüsü ile değerlemeye tabi tutulması durumunda, finansal tablolar, finansal bilgi kullanıcılarının yanlış kararlar almasına yol açmaktadır. Halbuki finansal tabloların amacı, KGK tarafından yayınlanan Finansal Raporlamanın Hazırlanma ve Sunulma Esaslarına ilişkin Kavramsal Çerçeven Hakkında Tebliğ’de “mevcut ve potansiyel yatırımcılara, borç verenlere ve kredi veren diğer taraflara raporlayan işletmeye kaynak sağlama kararlarını verirken faydalı olacak finansal bilgiyi sağlamaktır” şeklinde açıklanmıştır. Finansal tabloların bu amaçtan uzaklaşmasına değerlemede yanlış ölçülerin kullanılması sebep olabilir.

2.1. VERGİ USUL KANUNUNDAKİ DEĞERLEME ÖLÇÜTLERİ

Bilindiği üzere VUK’nın 258.maddesi ile başlayan üçüncü kitabı değerleme hükümlerini düzenlemektedir

VUK uyarınca değerleme “vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespiti” olarak tanımlanmıştır. (VUK, md. 258). Vergi kanunlarına göre değerleme günü, özel dönemler dışında takvim yılının son günüdür. Vergi kanunlarındaki değerleme ölçüleri, esas olarak devletin vergi alacağını güvence altına almak amacıyla geliştirilmiş ölçülerdir. VUK’nda değerleme ölçüleri olarak maliyet bedeli, borsa rayici, tasarruf değeri, mukayyet değer, itibari değer, vergi değeri, rayiç bedel ve emsal bedeli ve ücreti sayılmıştır.

2.1.1. Maliyet Bedeli

Maliyet bedeli, iktisadi bir varlığın elde edilmesi veyahut değerinin arttırılmasıyla ilgili olarak yapılan ödemelerle bunların bağlı olduğu her türlü giderlerin toplamını ifade eder. Maliyet bedeli VUK hükümlerine göre yapılan değerlemelerde en yaygın olarak kullanılan değerleme ölçüsüdür.

Satın alınan veya imal edilen bir iktisadi kıymetin maliyet bedeli değerlemesi yapılan iktisadi kıymetin özelliğine göre değişmektedir. VUK’a göre satın alınan veya imal edilen bir iktisadi kıymetin işletmenin mağaza veya deposuna girinceye kadar veya kullanılır hale gelinceye kadar yapılan bütün harcamalardır. Buna göre, ticaret işletmeleri tarafından iktisap edilen emtianın maliyet bedeline, bunların satın alma bedeliyle birlikte, emtianın nakliyesi, sigortası, hamaliyesi gibi malların işletme stoklarına dahil edilmesine kadar yapılan diğer masraflar da girecektir.

Satın alınan emtianın maliyet bedelini oluşturan unsurlar şöyledir;

 Satın alma bedeli, ithal edilen mallarda CIF bedeli,

 Malın iş yerine getirilmesine kadar ödenen sigorta giderleri,

 Malın iş yerine getirilmesine kadar ödenen nakliye, yükleme, boşaltma ve hamaliye giderleri,

 Malın ithal edilmesi durumunda gümrük vergisi, gümrük komisyonu ve diğer giderler,

 İthalat teminatları için ödenen faiz ve komisyonlar,

 Emtia tedariki ile ilgili finansman giderleri.

Bir ödemenin maliyet bedeline dahil edilebilmesi için iktisadi kıymetin iktisabında veya değer artışı sırasında yapılması gerekmektedir. Buna göre iktisadi kıymetin maliyet bedeline aşağıdaki üç unsur dahil edilir.

 Bir iktisadi kıymetin iktisabı nedeniyle yapılan ödemeler,

 İktisadi kıymetin iktisabı sonrasında değerinin artırılması münasebetiyle yapılan harcamalar,

 İktisadi kıymetin iktisabı ve değer artırımı ile bağlantılı olarak yapılan harcamalar

VUK’ göre Maliyet bedeli; İktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara bağlantılı bilumum giderlerin toplamıdır.

 

 

2.1.2. Borsa Rayici

Borsa rayici, gerek menkul kıymetler ve kambiyo borsasına, gerekse ticaret borsalarına kayıtlı olan iktisadi kıymetlerin değerlemeden önceki son işlem gününde borsadaki işlemlerinin ortalama değerlerini ifade eder (VUK, md. 263). Değerleme günü borsanın işlem günü olsa dahi o günkü işlemler esas alınmayıp bir önceki günkü işlemlerin ortalama değeri esas alınır.

Değerlemede borsa rayici ölçüsü bir malın özel ve kesin bir piyasa değeri ölçüsüdür. Özel bir ölçüdür; çünkü yalnızca borsada geçerlidir. Kesin Bir ölçüdür; çünkü her iş günü için, hem de tek bir değer saptanabilir.47

İktisadi işletmelere dahil olan yabancı para ve yabancı para ile olan alacak ve borçların normal değerleme ölçüsü borsa rayicidir. Ancak ülkemizde bugüne kadar serbest döviz borsası teşekkül etmediği için bu kıymetlerin değerlemesi Maliye Bakanlığının ilan ettiği kurlar üzerinden yapılmaktadır.

Borsa rayicine göre değerlemeye tabi tutulacak iktisadi kıymetler farklı vergi kanunlarına göre şöyledir;

 Yabancı paralar ile yabancı para ile olan senetli ve senetsiz borç ve alacaklar, (VUK Mad.280)

 Hisse senetleri ile fon portföyünün en az %5’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri dışında kalan her türlü menkul kıymetler,(VUK Mad.279)

 Yabancı para ile ödenen ücretler (GVK Mad.63)

 Yabancı parayla ödenen serbest meslek kazançları (GVK Mad.67)

 Yabancı para ile yapılan gayrimenkul sermaye iratları (GVK Mad.72)

  Yabancı paralı menkul sermaye iratları (GVK Mad.79)

Bir iktisadi kıymetin değerlemesi yapılırken borsada rayicinin bulunması, borsa rayici ile değerleme yapılması gerektirmez. Örneğin pamuk ve buğday gibi emtia niteliğindeki iktisadi kıymetler teşkilatlanmış borsalarda işlem görmektedirler. Bu ürünler değerlenirken borsa rayici yerine maliyet bedeli ile değerlemeye tabi tutulması gerekmektedir.

Değerleme günüden önceki son işlem günündeki ortalama değeri borsa rayici olarak kabul etmektedir. Gerçeğe uygun değer borsa rayici olarak kabul edilir. Gerçeğe uygun değerin en iyi kanıtı piyasadaki cari alış fiyatıdır.

Maliye bakanlığı gerek gördüğünde son 30 gün içindeki ortalama değeri borsa rayici olarak esas alabilir. Borsa rayici değerlemeye tabi tutulacak varlıklara, işletme kasasında bulunan yabancı paraları ya da yabancı para cinsinden oluşan senetli ve senetsiz borç ve alacakları örnek göstermek mümkündür. Fakat ülkemizde yabancı paralar Maliye Bakanlığı’nca ilan edilen resmi kurlara göre değerlemeye tabi tutulmaktadır.51 TMS/TFRS de böyle bir uygulama bulunmamaktadır

 

2.1.3. Tasarruf Değeri

Tasarruf değeri, bir iktisadi kıymetin değerleme gününde sahibi için arz ettiği gerçek değerdir (VUK madde 264). İktisadi kıymetlerin değerlemesinde sık kullanılan bir tür değerleme ölçüsü değildir. Sadece senede bağlı alacak ve borçların değerlemesinde kullanılabilir. Bu da işletmece istenilmesine bağlıdır. Yani isterse işletmeler senede bağlı alacak ve borçlarını tasarruf değeriyle değerleyebilirler. Ancak alacak senetlerini tasarruf değeriyle değerleyen işletmeler, borç senetlerini de tasarruf değeriyle değerlemek zorundadır.

VUK’a göre aşağıdaki iktisadi kıymetler tasarruf değeri ile değerlenir;

 Senetli alacaklar (VUK Mad.281)

 Senetli borçlar (VUK Mad.285)

 Değersiz alacaklar (VUK Mad.322)

 Şüpheli alacaklar (VUK Mad.323)

 Düzenlenen çekler (VUK 64 Nolu Sirküler)

 Alınan çekler (VUK 64 Nolu Sirküler)

VUK’un 281. ve 285. maddelerine göre, senetli alacaklar ve borçlar tasarruf değeri ile değerlemeye tabi tutulabilir. Fakat bankalar, bankerler ve sigorta şirketlerinin, senetli alacak ve borçlarını tasarruf değeri ile değerleme mecburiyetleri vardır.

Esasen alacaklar ve borçlar VUK’a göre mukayyet değerleriyle değerlenir; ancak senetli alacaklar ve borçların değerleme gününün kıymetine ıskonto edilmeleri söz konusudur. Iskonto işlemi neticesinde senetli alacaklar ve borçlar tasarruf değerlerine indirgenerek değerlemeye tabi tutulmuş olmaktadırlar. Bu yaklaşımdan hareketle tasarruf değeri varsayımsal olarak, alacağın sahibi tarafından devredilmesi durumunda veya vadesinden önce tahsil edilmesi durumunda elde edilecek bedel anlamına gelmektedir. Borçlar için ise tasarruf değeri borcun temlik edilmesi veya vadesinden önce ödenmesi durumunda ödenecek bedeldir.

2.1.4. Mukayyet Değeri

Mukayyet değer, bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeridir (VUK, md. 265). VUK uyarınca mukayyet değeri ile değerlenecek  iktisadi kıymetler;

 Alacaklar

 Kuruluş giderleri ve peştamallıklar,

 Aktif geçici hesap kıymetleri,

 Pasif geçici hesap kıymetleri,

 Borçlar

 Karşılıklar

olarak belirlenmiştir (VUK, md. 281)

Bir iktisadi kıymetin muhasebeye ilk kaydının yapıldığı andaki değerinin değerlemeye ölçü olarak alınması, değerlemede mukayyet değerin alınması anlamına gelir. Ancak, muhasebe değeri mukayyet değerden farklıdır ve bir kıymetin muhasebedeki kayıtlı değerinden, onu son duruma göre düzelten unsurların indirilmesinden sonra kalan kıymeti ifade eder. Mukayyet değere kayıtlı değer de denilmektedir.

Alacak ve borçların reeskont suretiyle değerleme günün kıymetlerine indirgenmek suretiyle değerlemeye tabi tutulmaları Vergi Usul Kanunu’nda ayrıca ifade edilmiş olup, bu düzenleme senetli alacak ve borçları tasarruf değerleri ile değerleme anlamına gelmektedir. Ayrıca vergi mevzuatına göre ayrılan karşılıklar ve amortismanlar da mukayyet değeri ile izlenirler.

Uygulanması en kolay ve kesin sonuç veren bir değerleme ölçütüdür. Vergi kanunlarımız uyarınca mukayyet değerin değerleme ölçütü olarak kullanıldığı iktisadi kıymet sayısı fazla değildir. Kanun koyucunun değerleme ölçütü olarak mukayyet değeri vazettiği durumların bir kısmı da zaruretten kaynaklanmaktadır. (İlk tesis ve taazzuv giderleri gibi).

2.1.5. İtibari Değer

İtibari değer, her çeşit senetlerle hisse senetleri ve tahvillerin üzerinde yazılı olan değerdir. Buna göre nominal değer ile değerleme de denir. Nominal değer üzerinde yazılı değer demektir. İtibari değer kıymetli evrak üzerinde yazılı değer (nominal değer) anlamını taşımaktadır.  Nominal değeri bulunan her kıymet itibari değer ile değerlemeye tabi tutulmamaktadır.

İtibari değer ile değerlenecek kıymetler, kasa mevcutları ve çıkarılmış tahviller olarak kanunda belirlenmiştir (VUK, md. 284-286).

İtibari değerle değerlenecek iktisadi kıymetler şunlardır:

 Kasada bulunan ulusal paralar (VUK Md.284)

 Anonim şirketlerin ihraç ettikleri hisse senetleri ve tahviller (Bunlar bilançonun pasif tarafında bulunan yükümlülükler; aktif tarafta bulunan hisse senetleri ve tahviller Vergi Usul Kanunu’nun 279’uncu maddesine göre değerlemeye tabi tutulurlar).

 Damga pulları ve diğer kasa mevcutları.

İktisadi kamu müesseselerinin ihraç ettiği tahviller (Bu müesseselerinin bilançolarında pasifte yükümlülük olarak itibari değerleri ile değerlemeye tabi tutulurlar).

İtibari değerin kullanılacağına dair başka bir düzenleme Gelir Vergisi Kanunu’nun Mükerrer 81’inci maddesinin 4’üncü fıkrasına göre; değer artış kazancının safi tutarının tayin ve tespitinde menkul kıymetlerin elden çıkarılması halinde Vergi Usul Kanunu’nun 266’ıncı maddesinde yazılı itibari değerin iktisap bedeli olarak edileceğine dair düzenlemedir.

İktisadi işletmelere dahil olan başka işletmelere ait hisse senetlerinin değerlemesi alış bedeline göre yapılır. Ancak hisse senetlerinin ediniminde yüklenilen finansman giderleri ile varsa kur farkları, hisse senetlerinin alış bedeline eklenmemektedir.

Vergi Usul Kanunu’nun 262’ıncı maddesi itibari değeri, her nevi senetlerle esham ve tahvillerin üzerinde yazılı olan değer olarak tanımlanmaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 284’üncü maddesine kasa mevcutları itibari değerle değerlenir. Aynı Kanun’un 286’ıncı maddesi gereğince, eshamlı şirketlerle iktisadi kamu müesseseleri çıkardıkları tahvilleri itibari değerleriyle değerlemeye mecburdurlar.

İtibari değer tanımında yer alan “yazılı değer” ibaresi söz konusu değerleme ölçüsünün “nominal değer” anlamına geldiğini göstermektedir.

2.1.6. Rayiç Bedel

Rayiç bedel bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki normal alım satım değeridir (VUK mükerrer madde 266) Rayiç bedel, cari değer olarak da isimlendirilir. VUK’a sonradan ilave edilen bu ölçünün kullanımı bina ve arazinin vergi değerinin saptanması ile sınırlandırılmıştır.

Vergi Usul Kanunu’nun değiştirilmeden önceki 268’inci maddesinde vergi değeri; bina ve arazinin rayiç bedeli olarak tanımlanmakta ve rayiç bedel vergi değerinin tanımında yer almakta iken, bu tanım değiştirilmiş ve bugünkü halini almış olduğundan hali hazırda Vergi Usul Kanunu’nda rayiç bedelle değerlenecek iktisadi kıymetler sınırlıdır. Rayiç bedelinin geçerli olduğu düzenleme Vergi Usul Kanunu’nun Mükerrer 290’ıncı maddesindeki düzenlemedir.

Buna göre; kiracı tarafından finansal kiralama işlemine konu iktisadi kıymeti kullanma hakkı ve sözleşmeden doğan borç, kiralama konusu iktisadi kıymetin rayiç bedeli veya sözleşmeye göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerinden düşük olanı ile değerlenir. Kiralayanın finansal kiralamaya konu iktisadi kıymetin üretimini veya alım satımını yapması halinde, iktisadi kıymetin net bilanço aktif değeri olarak rayiç bedeli dikkate alınır. Rayiç bedel ile maliyet bedeli arasındaki fark, normal bir satış işleminden elde edilen kar veya zarar olarak işleme tabi tutulur.

2.1.7. Vergi Değeri

Bina ve arazinin Emlâk Vergisi Kanununun 292. maddesine göre tespit edilen değeridir (VUK, md. 268). Bu kanuna göre vergi değeri, bina ve arazinin rayiç bedeli olarak tanımlanmıştır.

İktisadi kıymetlere dahil olup da maliyet bedeli bilinmeyen bina ve arazi vergi değerleri ile değerlenir. Ayrıca gayrimenkul sermaye iradı sahiplerinin maliyet değeri bilinmeyen gayrimenkullerinin normal değerleme ölçüsü de vergi değeridir.

Vergi değeri, emlak vergisi için önem taşımaktadır. İktisadi işletmelere dahil kıymetlerin değerlemesinde “vergi değeri” sadece Vergi Usul Kanunu’nun 289’uncu maddesi gereğince bina ve arazinin maliyet bedelinin bilinememesi halinde değerleme ölçüsü olarak kullanılabilir. Örneğin “bir kişinin maliyet bedelini bilmediği arsasını ticari işletmesinin aktifine almak istemesi halinde bu iktisadi kıymeti emlak vergisi bildiriminde bildirdiği vergi değeri ile aktifine alması gerekir”.

Emlak Vergisi Kanunu’na göre vergi değeri; arsa ve araziler için takdir komisyonlarınca takdir olunan birim değerler ile, binalar için Makiye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca ortaklaşa tespit edilen bina metrekare maliyetleri ile tespit edilir.

Vergi Usul Kanunu’nun 268’inci maddesinde vergi değeri, bina ve arazinin Emlak Vergisi Kanununun 29’uncu maddesine göre tespit edilen değeri olarak tanımlanmaktadır.

2.1.8. Emsal Bedeli ve Ücreti

VUK’un 267. maddesine göre emsal bedeli gerçek bedeli olmayan, bilinmeyen ya da doğru olarak tespit edilemeyen bir varlığın değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran sahip olacağı değerdir.

 Emsal bedelinin uygulanabilmesi için bir iktisadi kıymetin gerçek değerinin olmaması, gerçek değerinin bilinmemesi veya gerçek değerinin doğru olarak tespit edilememesi gerekir.  Tanımda yer alan gerçek bedel terimi açık değildir. Ancak değerlenecek olan ekonomik varlığın satılması halinde emsaline nazaran sahip olacağı değer olarak ifade edildiğinden gerçek bedelden satış bedeli, daha doğru bir deyimle piyasa değerini anlamak mümkündür. Görüldüğü gibi vergi sistemimizde emsal bedeli, rayiç bedel değeri, piyasa değerinden başka bir şey değildir.

Madde hükmünün analiz edilmesi neticesinde vergi mevzuatında emsal bedel uygulamasının kullanılabilmesi aşağıda sayılı koşulardan birinin bulunması gerektiği sonucuna varılmıştır.

 Değerleme konusu iktisadi kıymetin gerçek bir bedelinin olmaması,

 Değerleme konusu iktisadi kıymetin gerçek bedelinin bilinmemesi,

 Değerleme konusu iktisadi kıymetin gerçek bedelinin doğru olarak tespit edilememesi.

Emsal bedeli ile değerlemesine izin verilen iktisadi kıymetler aşağıda sıralanmıştır.

 Değeri düşen emtia, VUK. M.274

 Maliyet bedelinin tespiti olmayan hayvanlar, VUK. M.277

 Kıymeti düşen mallar, VUK. M.278

İşletmelerin çıkardıkları envanter de kullanılabilen değerleme ölçeklerinin aslında sekiz olmayıp, beş adet olduğu ortaya çıkmıştır. Bunlar, maliyet bedeli, tasarruf değeri, mukayyet değer, itibari değer ve emsal bedeldir.

2.2. TÜRKİYE MUHASEBE STANDARTLARI (TMS) VE TÜRKİYE FİNANSAL RAPORLAMA STANDARTLARINDAKİ (TFRS) DEĞERLEME ÖLÇÜTLERİ  

2.2.1. Tarihi Maliyet (Maliyet Bedeli

Tarihi maliyet, finansal tablolara alınacak varlık veya yükümlülüklerin, gerçekleştiği tarihte ödenen veya ödenecek nakit ve nakit benzerleri ile ölçülmesidir. Varlıkların elde etme maliyeti, edinildikleri tarihte satın almak, imal veya inşa etmek ve söz konusu varlıkların  işletme amaçları çerçevesinde   kullanılabilir   hale getirmek için ödenen nakit ve nakit benzerleri ile verilen diğer varlıkların makul değeri ile ölçülür. Satın alma maliyeti, satın alınan varlıklar için katlanılan tutarları, üretim veya inşa maliyeti ise, üretim veya inşa sırasında katlanılan maliyetleri içerir.

Varlıklar elde edildikleri tarihte alımları için ödenen nakit veya nakit benzerlerinin tutarları ile veya onlara karşılık verilen varlıkların piyasa değerleri ile ölçümlenir. Borçlar borç karşılığında elde edilen tutarı ile veya işletmenin normal faaliyetlerinden kaynaklanan borçlarda borcun kapatılması için gereken nakit veya nakit benzerlerinin tutarları ile gösterilir.

Tarihi maliyeti esas alan değerleme esasları esas itibariyle tarihi maliyet değerleme esasından oluşmaktadır.

Maliyet kısaca satın alınan mal ve hizmetler için elden çıkarılacak kaynakların para cinsinden ifadesidir. Bir varlığın tarihi maliyeti varlığın elde edildiği tarihteki ve bir borcun tarihi maliyet ise borcun ortaya çıktığı işlem sırasındaki değişim fiyatıdır.

2.2.2. Cari Maliyet

Cari maliyet ölçüsünde esas alınan değer cari değerdir. Varlıklar aynı varlığın veya bu varlıkla eşdeğer olan bir varlığın alınması için hali hazırda gereken nakit veya nakit benzerlerinin tutarı ile gösterilirler. Borçlar, yükümlülüğünün kapatılması için gereken nakit ve nakit benzerlerinin ıskonto edilmemiş tutarları ile gösterilir. Bu ölçünün temel dayanağı cari satın alma fiyatıdır. Başka bir deyişle aynı veya benzer varlığın satın alınması durumunda katlanılacak tutar, aynı veya benzer bir yükümlülüğünün elde edilmesi durumunda ödenecek tutardır.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere, burada, var olan varlığın daha önce hesaplanmış değerinin önemi yoktur. Yerine alınabilecek aynı (veya benzeri) varlığın, piyasadan, değerleme tarihindeki, cari satın alma fiyatı önemlidir. Bu nedenle, bu değerleme ölçüsüne “Yerine koyma Maliyeti” de denmektedir.

Cari maliyet kavramı, değerleme ilkesi olarak, cari değerleri esas aldığı için birçok değerleme yöntemini kavramaktadır. Bunlardan birisi de firmaya katkı değeridir. Firmanın sahip bulunduğu varlıklardan mahrum olması durumunda, karşılaşabileceği en yüksek maliyetli zarardır. Diğer bir deyişle, varlığa sahip olmakla sakınılan en düşük maliyetli zarardır.

Buna göre, üretimde kullanılan ilk madde ve malzemelerin net gerçekleşebilir değerinin tespitinde yenileme maliyeti kullanılabilmektedir.

İlk madde ve malzeme giderleri satışa konu bir stok unsuru değildir. Normal şartlarda üretim faaliyetlerinde kullanılan bir stok grubudur. Bu nedenle, ilk madde ve malzeme stokların net gerçekleşebilir değerle değerlenmesinde yenileme değeri net gerçekleşebilir değer olarak dikkate alınır.

Yenileme maliyetine atıfta bulunan bir diğer standart 16.no.lu Maddi duran Varlıklar Standardıdır. Buna göre; maddi duran varlıklarını değerlemekte yeniden değerleme modelini seçen bir işletmenin, varlığın gerçeğe uygun değerini piyasa değerini esas alarak tespit etmesi gerekir. Eğer maddi duran varlık kaleminin özellikli niteliğinden kaynaklanan nedenlerle  veya devam etmekte olan bir işin parçası olması haricinde, satışının az olması nedeniyle piyasa koşullarındaki gerçeğe uygun değerine ilişkin yeterli bilgi mevcut değil ise, işletmenin bir gelir veya itfa edilen yenileme maliyeti yaklaşımı kullanarak gerçeğe uygun değeri tahmin etmesi gerekebilir.

2.2.3. Gerçekleşebilir Değer (Ödeme Değeri)

Varlıklara, işletmenin normal faaliyet koşullarında bir varlığın elden çıkarılması halinde ele geçecek olan nakit ve nakit benzerlerinin tutarıdır. Borçlar, işletmenin normal faaliyet koşullarında, kapatılmaları için ödenmesi gereken nakit ve nakit benzeri değerlerin iskonto edilmemiş tutarları ile gösterilir. Gerçekleşebilir değer ölçüsünde değerlenen varlığın satılması varsayımı altında elde edilecek tutar esas alınır. Burada varsayımsal satma yaklaşımı temeldir.

Net Gerçekleşebilir Değer; işin normal akışı içinde, tahmini satış fiyatından, tahmini tamamlama maliyeti ve satışı gerçekleştirmek için gerekli tahmini satış giderleri toplamının düşürülmesi ile elde edilen tutarı ifade eder.

Net Gerçekleşebilir Değer = Satış Fiyatı- (Tamamlama Maliyeti-Satış Giderleri) olarak tahmini rakamlara göre formüle dilebilir. Bu anlamda TMS’nin yönetim muhasebesine de katkı sağladığı söylenebilir. Değerlemeye konu malların maliyet bedellerinin yanı sıra net elden çıkarma maliyetlerinin de öngörülmesi ve buna göre maliyet bedelinin altına düşen net gerçekleşebilir değerlerin esas alınması gerekir.

Net gerçekleşebilir değer ölçüsü stokların değerlemesi için geçerli olan bir değerleme ölçüsüdür. Net gerçekleşebilir değerin tahmini, hesaplama anında mevcut güvenilir kanıtlara göre stokların satılması durumunda elde edilmesi beklenen satış tutarları esas alınarak yapılır. Bu tahmin dönem sonundaki mevcut koşullarla uyumlu oldukları ölçüde dönem sonundan sonra oluşan fiyat ve maliyet dalgalanmalarıyla doğrudan bağlantılı olan olayları da dikkate alır. Geçici fiyat ve maliyet dalgalanmaları net gerçekleşebilir değerin saptanmasına dikkate alınmaz. Ayrıca stokların elde tutulma amacı da dikkate alınarak değerleme yapılmalıdır. Örneğin taahhüt edilen kesin satış veya hizmet sözleşmelerini yerine getirmek için elde tutulan stokların net gerçekleşebilir değerinin belirlenmesinde sözleşme fiyatı dikkate alınır.

Net Gerçekleşebilir Değer olarak uygulanabilecek olan ölçütler TMS ile uyumlu olarak aşağıda gibi sayılmıştır. Net gerçekleşebilir değer;

 İşletmenin satış verileri,

 Varsa satış sözleşmelerinde yer alan fiyatlar,

 Varsa borsa rayici,

 Resmi kurumlar veya meslek kuruluşlarınca açıklanan veya takdir edilen fiyatlar, gibi ölçülere dayanılarak tahmin ve tespit edilebilir.

2.2.4. Bugünkü Değer (Kullanım Değeri)

Varlıklar, işletmenin normal faaliyet koşullarında, ileride yaratacakları net nakit girişlerinin bugünkü iskonto edilmiş değerleri ile gösterilirler. Borçlar, işletmenin normal faaliyet koşullarında, kapatılmaları için ileride ödenmesi gereken net nakit çıkışlarının bugünkü ıskonto edilmiş değerleri ile gösterilir. 

Bu yöntemde varlıktan gelecekte elde edileceği hesaplanan yararın belirli bir iskonto oranı ile bugünkü değere indirgenmesi istenmektedir.

Bu ölçüde, nakit üreten varlıklar, iş hayatının normal akışı içerisinde gelecekte üretmesi beklenen net nakit akımlarının bugüne indirgenmiş değerleri, yükümlülükler ise yine iş hayatının normal akışı içerisinde, bunları ifası için ödenmesi beklenen nakdi tutarın bugüne indirgenmiş değerleri ile değerlenir.

Bugünkü değer; varlıkların, işletmenin normal faaliyet koşullarında, ileride yaratacakları net nakit girişlerinin bugünkü ıskonto edilmiş değerleridir. 

Kullanım değeri, esas itibariyle varlıkların geri kazanılabilir tutarlarını tespit etmekte kullanılan bir hesaplama biçimidir. Maddi duran varlıklar, maddi olmayan duran varlıklar ve maliyet modeline göre değerlenen yatırım amaçlı gayrimenkullerin geri kazanabilir tutarının hesaplanmasında dikkate alınan bir ölçüm esasıdır.

İşletmeye özgü bir değer olup, tamamıyla işletmenin geleceğe yönelik tahminlerine dayalı olarak hesaplanır.Varlığın kullanım değerinin hesaplanmasında aşağıdaki unsurlar dikkate alınır.

 İşletmenin varlıktan elde etmeyi beklediği gelecekteki nakit akışlarının tahmini,

 Söz konusu gelecekteki nakit akışlarının tutarı ve zamanlamasında olabilecek değişikliklerle ilgili beklentiler,

 Piyasa riski hariç tutulmuş cari faiz oranı ile temsil edilen paranın zaman değeri,

 Varlıkta yer alan belirsizliğe katlanmanın bedeli,

  Likidite azlığı gibi, piyasa katılımcılarının işletmenin varlıktan elde etmeyi beklediği gelecekteki nakit akışlarının fiyatlandırılmasına yansıtacağı diğer unsurlar.

TMS 36’ya göre bir varlığın kullanım değerinin tahmini aşağıdaki adımları içerir;

 Varlığın kullanımı süresince ve sonunda elden çıkarılmasından elde edilmesi beklenen nakit giriş ve çıkışlarının tahmini,

 Söz konusu gelecekteki nakit akışlarına uygun iskonto oranının uygulanması.

2.2.5. Gerçeğe Uygun Değer ( Makul Değer)

Karşılıklı pazarlık ortamında, bilgili ve istekli gruplar arasında bir varlığın el değiştirmesi ya da bir borcun ödenmesi durumunda ortaya çıkması gereken tutardır.Makul değer olarak da ifade edilen bu değer piyasada bilgili ve istekli alıcı ile satıcı arasında aynı varlığın el değiştirebileceği tutarı yansıtır. İstekli alıcı ve istekli satıcı arasında, tarafların herhangi bir ilişkiden etkilenilmeyecek şartlar altında, hiçbir zorlama olmadan, yeterli  bilgi sahibi kişiler olarak, dürüst bir pazarlama sonucu karşı karşıya gerçekleştirecekleri el değiştirme işlemine konu olan mülkün değerleme tarihindeki takdir tutarıdır.

TFRS/UFRS’de bir varlığın ya da yükümlülüğünün gerçeğe uygun değer ile ölçülebilmesi için gerçeğe uygun değerin güvenilir biçimde saptanması gerekir.126 Gerçeğe uygun değer niteliksel bir değerdir. Piyasa değeri ise niceliksel bir değerdir. “Gerçeğe uygun değer” ne olması gerektiğini ideal olarak tanımlar. 

TMS 39’a göre; Aktif bir piyasada kayıtlı varlığın piyasa fiyatı, gerçeğe uygun değerin en iyi göstergesidir. Bir varlık ya da borcun gerçeğe uygun değerinin ölçülmesinde aşağıdaki yöntemlerden yararlanılabilir.

 Elde tutulan varlık ya da yüklenilecek borç için gerçeğe uygun değer, cari alış fiyatıdır,

 Elde tutulan borç ya da edinilecek varlık için gerçeğe uygun değer, cari satış fiyatıdır,

  Mevcut alış ya da satış fiyatları yoksa en yakın tarihli işlemin fiyatı gerçeğe uygun değerdir,

 Finansal aracın bütünü için aktif bir piyasada fiyat kotasyonu yok fakat önemli bileşenleri için varsa bu fiyat gerçeğe uygun değer için temel alınır,

 Aktif bir piyasada fiyattan ziyade bir oran işlem görüyorsa, gerçeğe uygun değeri belirlemek için değerleme tekniğinde bu oran girdi olarak kullanılır.

Finansal araçlarla ilgili aktif bir piyasa yoksa şu yöntemler kullanılır.

 Bilgili ve istekli taraflar arasında yakın zaman içinde yapılmış işlemlerin referans alınması,  Büyük ölçüde benzer olan başka bir finansal araca ilişkin gerçeğe uygun değerin referans alınması,

 Iskonto edilmiş nakit akışı analizi,

 Opsiyon fiyatlama modelleri.

TMS/TFRS’lerin birçoğunda gerçeğe uygun değer kavramına atıfta bulunulmakta, varlık ve borçların birçoğunun değerlemesinde gerçeğe uygun değer olarak adlandırılan değerin kullanılması öngörülmektedir. Gerçeğe uygun değer, varlıkların özelliği de dikkate alınarak birbirinden farklı şekillerde tespit edilebilmektedir. Örneğin, gerçeğe uygun değer farkı kar zarara yansıtılan finansal varlıklar ve satılmaya hazır finansal varlıkların gerçeğe uygun değerinin tespitinde piyasa değeri esas alınırken, alacakların gerçeğe uygun değerinin tespitinde iskonto edilmiş maliyet değeri esas alınmaktadır.

Ancak tam rekabet ortamında gerçeğe uygun değer (makul değer) kesin bir şekilde piyasa değerine eşit olur. Fakat eksik rekabet ortamında makul değere karşılık gelen alternatif değerler ortaya çıkar. “Giriş Değeri”, “Çıkış Değeri” ve “Kullanım Değeri” olarak üç farklı değerin ortaya çıkmasının nedeni tam rekabet piyasasının bulunmamasıdır.

Satış maliyetleri düşülmüş gerçeğe uygun değer; Bir varlık veya nakit yaratan birimin karşılıklı pazarlık ortamında, bilgili ve istekli gruplar arasında gerçekleştirilen satışı sonucunda elde edilmesi gereken tutardan, elden çıkarma maliyetlerinin düşülmesi suretiyle bulunan değerdir.

Bir varlığın satış maliyetleri düşülmüş gerçeğe uygun değeri için en iyi kanıt; karşılıklı pazarlık ortamında yapılmış bağlayıcı bir satış anlaşmasındaki fiyatın, varlığın elden çıkarılmasıyla doğrudan ilişkilendirilebilen ek maliyetlere göre düzeltilmesi sonucunda bulunan tutardır.

3.TMS/TFRS VE VUK’A GÖRE DEĞERLEME YÖNTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

TMS/TFRS ile VUK’nda yer alan çeşitli değerleme ölçüleri arasında benzerlik olduğu gibi farklılıklar da mevcuttur. TMS/TFRS’nda finansal tablo kullanıcılarına faydalı bilgiyi sağlayacak değerleme ölçülerinin kullanılmasını öngörmektedir.Dolayısıyla varlık ve borçları finansal raporlamanın yapıldığı tarihte en gerçekçi değerleri üzerinde ölçmeyi ilke edinmiştir. VUK’daki değerleme ölçüleri ise vergi matrahının (özellikle kâr üzerinden alınan vergilerin) tespitine yöneliktir; dolayısıyla gerçekleşmemiş kâr ve zararın vergilendirilmemesi için genellikle maliyet bedelini esas alan değerlemeyi ilke edinmiştir. TMS/TFRS ile VUK’nda değerleme ölçümleri arasındaki farklar genel olarak şöyledir.

 TMS’de yaklaşım “ilkesel”dir ve işletme yöneticilerinin tutumu muhasebe yöntemlerini seçiminde esas alınmıştır. VUK ise kanuni düzenlemeler ve uygulamaları tüm toplumun uygulayacağı şekilde düzenlemiştir. 

 VUK uyarınca kıymetlerin değerlemesi için tek bir değerleme ölçüsü belirlenmiştir. TMS ise kıymetlerin değerlemesinde birden fazla değerleme yöntemi sunmuş ve seçimi işletmeye bırakmıştır. Bu durum ticari karın değişmesine neden olabilmektedir. 

 VUK, kıymetleri spesifik olarak belirtmiş ve tek tek nasıl değerleneceğini açıklamıştır. Ancak TMS, kıymetleri değerlemede ilgili grup açısından değerleme esaslarını açıklamaktadır. 

 TMS, varlık ve yükümlülüklerin gerçek değerini tespit ederek, işletmenin finansal durumunun gerçeğe ve ihtiyaca uygun olarak sunulmasını temel amaç edinmişken; VUK, varlık ve yükümlülüklerin mal oluş değerlerinden muhasebeleştirmeyi yeterli görmektedir.

  VUK, karşılık ayırmaya finansal nitelikli işlem gerçekleşmeden izin vermemektedir. TMS ise muhasebenin temel kavramlarından ihtiyatlılık kavramı gereği işletmenin bazı olumsuz durum varsayımlarına karşılık ayırmasına izin vermektedir.

 TMS incelendiğinde, -özellikle kavramsal çerçevede- dönemsellik ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalındığı, dönemsel tahakkuka önem verildiği görülmektedir. VUK uygulamalarında ise kimi zaman dönemsellik ilkesinden ayrıldığı görülmektedir.

 TMS’de varlık, kaynak, gelir ve gider tanımı VUK’na göre farklılık gösterdiği için, VUK uyarınca varlık olarak kabul edilen bazı değerler, TMS uyarınca değerlemeye tabi tutulmaksızın gider olarak kaydedilmektedir.

 TMS/TFRS açısından borçlanma maliyetleri (faiz, komisyon vb.), özellikli varlık söz konusu olmadıkça, iktisap edilen kıymetin maliyetiyle ilişkilendirilmeden doğrudan gider yazılırken (TMS 23), VUK açısından borçlanma maliyetleri iktisadi kıymetin maliyetine zorunlu olarak eklenmekte, sonraki dönemlerde oluşanlar ise maliyete eklenebildiği gibi gider de yazılabilmektedir.

  VUK’da borsa rayicinin uygulama alanı sadece menkul kıymet, kambiyo ve ticari emtia borsasıyla sınırlı iken, standartlar uyarınca uygulama alanı daha geniştir ve borsada kote olmuş fiyat oluşmaması durumunda farklı yöntemlerin ve farklı girdilerin uygulanabilmesi imkânı da getirilmiştir.

 VUK’da tanımlanan tasarruf değerinin uygulama alanı senetli alacak ve borçlar için olup daha dardır ve tasarruf değerine indirgeme basit faiz kullanılarak yapılmaktadır (238 sıra no.lu VUKGT). TMS/TFRS açısından bugünkü değer, varlıklara/borçlara ilişkin nakit akışlarının iskonto edilmiş bugünkü değeridir ve iskonto etkin faiz yöntemi (TMS 39, p. 9) kullanılarak yapılmaktadır. Etkin faiz yönteminde ise bileşik faiz kullanılmaktadır.

4.SONUÇ

 TMS/TFRS’nin benimsediği muhasebe uygulamaları ve hükümleri ile Türkiye’de muhasebe uygulamalarını şekillendiren VUK arasında ciddi yaklaşım farklılıklarının söz konusu olduğu görülmektedir. Bu farklılığa neden olan durumlardan biri de değerleme işlemlerinde ortaya çıkmaktadır.

Değerleme ilkeleri ve buna ilişkin ölçüler, işletmenin finansal görünümünü ve faaliyet sonuçlarını etkilemektedir.  TMS/TFRS’de değerlemenin amacı varlık ve kaynakların gerçek durumu yansıtması iken VUK uyarınca amaç vergi matrahını hesaplamaktır.

Standartlar, getirdiği yeniliklerle hem finansal tablolarda hem de muhasebe kayıtlarında değişiklikler meydana getirmektedir. Sonuç olarak, birbirinden farklı olan uygulamalar muhasebeleştirme sürecinde karmaşık durumlara neden olmaktadır.

Bu karmaşıklığı ortadan kaldırmak ve uygulamalarda standart bir yapının sağlanabilmesi için eksikliklerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Uyumsuzluklar giderildiği takdirde finansal tablolar uluslararası alanda geçerlilik kazanacaktır.

Finansal tablolar, muhasebe sistemi içinde kaydedilen ve toplanan bilgilerin, belirli zaman aralıklarıyla bu bilgileri kullanacak olanlara iletilmesini sağlayarak bilgi verme işlevini yerine getirmektedir. Bu özelliği ile de işletme sonuçlarının anlaşılmasını kolaylaştırıp zaman içinde karşılaştırmalar yaparak ve kullanıcıların işletme hakkında bir yargıya varmasını sağlayacak çok önemli bir muhasebe aracıdır. Bilgi kullanıcılarının amaçlarının farklılığı ise farklı finansal tabloların düzenlenmesini gerekli kılmaktadır. Bu anlamda VUK ve TFRS/UFRS’e göre düzenlenecek finansal tablolar farklılık arz etmekte, finansal tablo kalemlerinin ilgili düzenlemelerde yer alan esaslara göre değerlemeye tabi tutulmasını gerektirmektedir.

TFRS/UFRS ile şeffaf, uluslararası piyasalardan fon toplam imkanını artıran, maliyetini azaltan, yatırım risklerini azaltan, karşılaştırılabilir bir raporlama amaçlanmıştır. TFRS/UFRS, ilke bazlı, dinamik, özün önceliği ilkesine bağlı yapısı ile işletmelere, değişen koşullarına uygun esnek bir yapı sunmaktadır. TFRS/UFRS, gerçeğe uygun değer yaklaşımına yönelen bir anlayış benimsemiş ancak tarihi maliyet esasından da kopmadan cari değere dayalı esas ile birlikte kullanılmasını öngören karma bir yapı kabul etmiştir. 

VUK uyarınca değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.  Bu bağlamda tanımdan yola çıkılacak olunursa, değerleme iktisadi kıymetlerin vergisel değerini saptamaktır. Vergiye temel olacak iktisadi kıymetlerin değerlerinin belirlenmesinde uyulacak kurallar yasal düzenleme ile  belirlenmiştir.

Değerleme hükümleri VUK 258.-330. maddeleri arasında ayrı bir kitap olarak düzenlenmiştir.

VUK’ta yer alana değerleme hükümleri; her işletme için eşit nitelikte olup objektif, emredici ve bağlayıcıdır. 

 

Öte yandan  TMS/TFRS uyarınca  değerleme (ölçüm)  işlemleri tek  bir standartta  ele alınmamış,  aksine her standardın içinde ölçümleme hükümlerine yer verilmiştir. Bu durum, vergi temelli bir ölçümlemeden ziyade bilgi temelli bir ölçümlenin amaçlandığını göstermektedir. 

 

Ancak TMS/TFRS’nin  benimsediği  muhasebe  uygulamaları  ve  hükümleri  ile  Türkiye’de  muhasebe uygulamalarını şekillendiren VUK arasında ciddi yaklaşım farklılıklarının söz konusu olduğu görülmektedir.

 

Söz  konusu  bu farklılıkların  uyumlaştırma  süreci  ile  minimum  seviyeye  indirilmesi  gerekmektedir.  Bu farklılığa neden olan durumlardan biri de değerleme işlemlerinde ortaya çıkmaktadır.

 

KAYNAKÇA

  • https://www.istanbulymmo.org.tr/Data/Platform/272.pdf
  • Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) İle Vergi Usul Kanunu (VUK) Açısından Değerleme Ölçümlerinin Karşılaştırılması / Hacı Arif Tunçez
  • Türkiye Finansal Raporlama Standartları ve Vergi Usul Kanunu Değerleme Esaslarının İncelenmesi ve Bir Uygulama / İpek YAYLALI
  • TMS/TFRS ve VUK Çerçevesinde değer, Değerleme ve Ölçüm. / Doç.Dr.Haluk Duman / Öğr.Gör.Dr. Mehmet Yücenurşen

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir